Home » BASIN » HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen: Karartma, Susturma ve Bastırma Girişimidir

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen: Karartma, Susturma ve Bastırma Girişimidir

756c169483ca2e28f1c7763b435f6b65018806ed_1475503173

Televizyon ve radyoların kapatılmasına tepki gösteren HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, “Bu baskılar bugüne kadar sergilenen cezalandırma değil, bundan sonrasına dair de bir karartma, susturma, örtme ve bastırma girişimidir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, parti genel merkezinde basın toplantısı yaptı. Muhalif televizyon kanalları ve radyoların kapatılmasına tepki gösteren Bilgen, “Bu baskılar bugüne kadar sergilenen cezalandırma değil, bundan sonrasına dair de bir karartma, susturma, örtme ve bastırma girişimidir. Sadece medyayı tehdit eden bir nitelik arz etmemekte aynı zamanda ülke demokrasini ve bütün toplumsal muhalefeti de tehdit eden bir boyut içermektedir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Meclis açılışındaki konuşmalarına da değinen Ayhan Bilgen, “Partimizden özel bir saygı bekleyenlerin önce partimizin varlığını kabullenmeleri, tanımaları, içlerine sindirmeleri, yürüttüğümüz faaliyetlere yönelik hedef gösteren yaklaşımları terk etmesi gerekir. Bu galiba asgari saygı beklemenin de gereğidir. Yine Sayın Cumhurbaşkanı mitinglerimize katılımı da sanki bir parti lideri gibi kendisine dert etmiş bir yaklaşım sergilemektedir. Anayasa’da tarafsızlığı zorunlu olan cumhurbaşkanının hangi siyasi partinin etkinliğine ne kadar katılım olup olmadığına dair polemiğe taraf olması dahi kabul edilir bir durum değildir” dedi.

OHAL gerekçe gösterilerek, onlarca şehirdeki mitinglerinin valilikler tarafından yasaklandığını Erdoğan’a hatırlanan Bilgen, hatta il binaları önünde yapılmak istenen açıklamaları imkansız kılacak polis saldırıları ile de karşılaştıklarını söyledi.

Bilgen, OHAL süreciyle birlikte yaşanılanlara ilişikin de şunları belirtti: “OHAL uygulamalarının artık bir siyasi krizi de aşıp 81 ilde darbe ile ilgili herhangi bir girişimin olmayan iller de dahil olmak üzere bir siyasi krizi de artık aşmıştır. Bir an önce bu uygulamalardan vazgeçilmezse, OHAL’i devam ettiren, bunu bir yönetim anlayışı haline getiren hatta fiili bir denemesine çeviren yaklaşım terk edilmezse bu hem bölgesel krize dönüşme potansiyeli taşıyor hem de önümüzdeki günlerde ciddi ekonomik krizleri tetikleyebilecek bir risk olarak duruyor. Dolayısıyla biz önümüzdeki günlerde OHAL sürecinin bitirilmesi kanaatindeyiz.”

Görevden almalar ve gözaltılar sırasındaki hak ihlallerinin hükümetçe “mağduriyet edebiyatı” olarak tanımlanmasına da tepki gösteren Bilgen, “Dünyanın hiçbir yerinde hak ihlalleri böyle tarif edilmez. Hükümet temsilcilerinin bunu hak ihlali iddiası olarak görüp araştırma mekanizmalarının bunu denetleme olanaklarının önünü açması gerekirken, bunu mağduriyet edebiyatı diye tarif etmelerinin izahı olamaz. Bu insan haklarına duyarsızlıktır, bu anlamda hukuka bağlılık iddiası da hiçbir anlam ifade etmemektedir” diye konuştu.

İkinci bir darbe girişimi tartışmalarını değerlendiren Bilgen, “Bir hedef şaşırtma olabilir. Biz ikinci darbenin olup olmayacağından çok, mevcut darbenin sonrasında ardından yaşanılanlara odaklanmak zorundayız. Ama böyle ciddi bir gelişme varsa da bunun tedbiri ancak demokrasiye bir an önce geçmektedir, hukuk devletine geçmektedir. Yoksa darbe ile ilgili siz henüz siyasi bağlantılarını bile ortaya çıkarma konusunda bir çaba sarf etmiyorsanız, bundan sadece toplum büyük bir mağduriyet yaşamakla kalmaz ki OHAL’in toplumu ilgilendirecek bir durum olmayacağını başında beri söylüyorlardı oysa başından beri ciddi mağduriyetler var. Ama daha önemlisi de bundan sonraki ya da ikinci darbenin zeminin hazırlayacak olan da bu işin siyasi bağlantıları ile ilgili ciddi bir soruşturmanın gerçekleşmesinden geçer” diye belirtti.

Bilgen, Meclis’in ilk işi olan sınır ötesi tezkerenin kabulüne ilişkin ise şunları söyledi: “Bu Yenikapı ruhunun öyle ya da böyle devam ettiğini gösteriyor ama bu ruhun ülkemize ne kadar hayır getirip getirmeyeceği konusunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Biz asla bölgedeki sorunların silahlı yöntemlerle çözülmemesi gerektiğini, buna dair bir devlet politikasında ısrar etmek yerine Suriye ve Irak’ta da bölgedeki dinamiklerin kendi güvenlikleriyle ilgili sürece dahil olması, ama o ülkelerin geleceği ile ilgili kararların da masabaşında ve o ülkenin aktörleri tarafından verilmesi gerekiyor. Musul ve Rakka operasyonlarının da NATO bağlamında tartışılması da son derece yalnıştır. Ancak NATO üyesi bir ülkeye saldırı olursa böyle bir durum doğabilir. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’ye sokulması için NATO pozisyonun gerekçe olarak gösterilmesi, kabul edilir bir durum olmadığı gibi hem yanlıştır hem de tehlikelidir. Çünkü taraf olmadığı bir müdahaleyi NATO üzerinden yaptırdığınızda uluslar arası hukuk açısından ciddi tartışmalar olacaktır hem de sonuç itibariyle oradaki vekalet savaşını sürdüren devletlerle çok farklı bir biçimde Türkiye karşı karşıya gelecektir. O bölgedeki tartışmalar IŞİD sonrasının nasıl planlanacağına dair tartışmalardır. Artık sadece IŞİD’in bitirip bitirilmeyeceği tartışması bitmiştir. IŞİD sonrasında Musul ne olacaktır, nasıl bir yönetim olacaktır aynı şekilde diğer şehirlerle ilgili IŞİD sonrası ile ilgili tartışmalardır. Eğer siz IŞİD’ten alınan yerleri Nusra ya da başka yapılara aktarmayı düşünüyorsanız bunun bölge halkı açısından da kabul edilebilirliği yoktur.”

Ayhan Bilgen, Şırnak başta olmak üzere birçok kentte binlerce ailenin barınma konusunda yaşadığı mağduriyetin de gündemlerinde olduğunu belirterek, bunun giderilmesi konusunda hükümet nezdinde çabalarının ve bu sorunun çözülmesi için yürütülecek olan çalışmalara desteklerini sürdüreceklerini ifade etti.

 

Leave a Reply