Home » Uncategorized » The Lunchbox

The Lunchbox

The Lunchbox

Kalbe giden yol, boğazdan geçer

MOVIE REVIEW
Sefer Tası (The Lunchbox/Dabba), sırtını müzikale yaslayan, uzun süresiyle izleyiciyi korkutan Hint filmlerinden ayrılıyor.

Hindistan’ın en kalabalık şehri Bombay’de (Mumbai) geçen ‘Doğulu’ bir aşk hikâyesi anlatan filmin öyküsü, bir asırdan fazladır süren bir geleneğe/iş koluna dayanıyor. Bombay’de 125 yıldır devam eden geleneksel bir iş vardır: Sefer tası kuryeliği (Dabbawala)! Her gün 150 bini aşkın ev kadını öğle yemeği hazırlayıp sefer tasına koyuyor. Anlaştıkları bir kurye gelip sefer tasını işteki kocasına ya da akrabasına ulaştırıyor. Basit gibi görünen bu iş, Hindistan’ın kaotik ortamı ve dillere destan trafik çilesi göz önüne alınınca makalelere konu olacak derecede hayati bir dağıtım sistemi. Nitekim Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre 1 milyon sefer tasından sadece biri yanlış adrese gidiyor. Ritesh Batra’nın yönettiği film, işte o sefer tasının etrafında gelişen olayları anlatıyor.

Ev hanımı Ila’nın özenle hazırladığı sefer tası yanlışlıkla, emekliliğine az kalmış devlet memuru Saajan’a teslim edilince olaylar gelişir. Yalnız yaşadığı için kimseden sefer tası beklemeyen Saajan, gönderilen yemeği yer ve sefer tasının içine bir teşekkür notu iliştirir. Notu gören Ila, bir notla karşılık verir. Bir süre sefer tası içinde gidip gelen notlarla yazışan Saajan ve Ila, kendilerinden, geçmişten ve değişen şehirlerinden bahsetmeye başlar.

‘Sefer Tası’, bu tür öyküleri ‘üçlü aşk hikâyesi’ kalıbına sokan Avrupa ve Amerika sinemasından farklı bir yol izliyor. ‘Naif, sıcak bir aşk öyküsü’ klişesine de yüz vermiyor. Film, Mumbai’de yaşayan iki insan üzerinden Hindistan’daki değişime ve toplumsal kırılmalara dair çok önemli tespitler yapıyor. Ila ve Saajan, kaybedilen ‘masum’ geçmişin izini ararken, Ila’nın kocası ve Saajan’ın yerine geçmeye hazırlanan Shaikh, Yeni Hindistan’ın, daha doğrusu günümüzdeki acımasız kapitalizmi temsil ediyor. Film, Batılı bir elde sıkıcı yahut yıkıcı bir aşk öyküsü olabilecekken, ilk filmini çeken Ritesh Batra sayesinde, ülkesinin ekonomik ve toplumsal fotoğrafını hissettirmeden seyircinin önüne koyuyor. Buna ilaveten, modern zamana ayak uydurmakta zorlanan iki yabancının ‘ruhdaşlığını’ etkileyici bir öyküyle perdeye getiriyor. Türkiye’de sadece beş kopya ile gösterime giren film, hiç şüphesiz bu yılın en kıymetli yapımlarından biri…

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.