Home » Featured » #Özgürüz’den Mektup Var

#Özgürüz’den Mektup Var

23 Ocak gecesi, çoğumuzun meslek hayatında yeni bir sayfa açıldı. O gün, büromuzda dostlarımızı ağırladık. Onlara sitemizi anlattık. Sonra onları yolcu edip tam geceyarısı bilgisayar başında toplandık. Correctiv’in yayın yönetmeni David Schraven ve ben, bilgisayarın “Gönder” tuşuna bastık.

Veee #Özgürüz –ustamız Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümünde, cesur gazeteciliğin öldürülemeyeceğine yeni bir kanıt olarak- yayına girdi.

Twitter adresimizi de aynı anda açtık ve birkaç saat içinde tek bir mesajı olmayan adresimizde 10 bin takipçimiz olduğunu gördük. (Bu sayı bir haftada 35 bine yaklaştı.)

Yalnız değildik. Epeydir bu anı bekliyorduk. Gazetecilik, sadece mesleğimiz değil, tutkumuzdu. Şimdi hayatımızı savunacağımız yegâne silahımız olmuştu. Çoğumuz, şartların zorlamasıyla bu büroda buluşmuştuk. Ve ülkemiz, mesleğimiz, geleceğimiz, hapisteki meslektaşlarımız için bir şeyler yapma isteğiyle doluyduk.

İşte geceyarısı devreye giren site, bunu yapabileceğimiz bir zemin sunuyordu bize… Onun heyecanındaydık.

Berlin’e indiğimde aklımdaydı proje… Sonra beni ağırlayan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, bu projede birlikte çalışabileceğimiz bir grup araştırmacı gazeteci önerdi:

Correctiv’le böyle tanıştık. Alman medyasında saygın bir isimleri vardı, cesaretleriyle tanınıyorlardı. Çabuk anlaştık. Ve birlikte yürümeyi kararlaştırdık.

O günden itibaren ekip günden güne büyüdü.

Önce Özlem ile ikimizdik. Sonra Essen’den Semra ve Correctiv ekibinden Jamila katıldı aramıza…

Semra, “Hapiste yazdığın kitabın başlığı ‘Tutuklandık’tı. Şimdi özgürsün. Sitenin adı da ‘Özgürüz’ olsun” dedi.

İsim, böyle belirlendi.

Derken günün birinde Hayko Bağdat çıkageldi; “Ben de varım” dedi. Arkasından Kemal dâhil oldu ekibe… İkisi de tecrübelerini ortaya koydu. Bu çekirdek kadroya birkaç gün içinde Yağmur ve Ulaş …. eklendi. Bu süreçte Correctiv ekibi, tam destek verdi.

İsmail Küpeli, “Ben sizin için Alman ve Türk basınını tararım, günlük basın raporu yazarım” dedi.

Recai Hallaç, “Tercümeleri bana bırakın” diyerek yardıma geldi.

Türkiye’den dostlar, “Biz de yazarız” diye haber gönderdi.

Birkaç gün sonra yazılar gelmeye başlayınca heyecanımız hepten arttı.

Daha da heyecan verici olan, destek çağrımıza gelen karşılıktı. Yayını, kimsenin patronajına ihtiyaç duymadan, tamamen bağımsız olarak sürdürebilmemiz için siteye koyduğumuz kumbaramıza, küçük katkılar yağmaya başlamıştı. Biz de bu ilk harçla büyümeye başladık.

Nihayet 26 Ocak Perşembe gecesi, okul gazetesi çıkaran öğrencilerin heyecanıyla sabahladık büroda… Sitenin son rötuşlarını yaptık, ilk yazıları hazırladık. Ve ertesi sabah, okurlarımızın karşısına çıktık.

Yazdığım kadar kolay olmadı tabii…

O gece, yayına 12 saat kala, önce siteyi çökertmeye yönelik bir saldırı başladı; başarıya ulaşamayınca Ankara’dan siteye ulaşımın engellendiği kararı geldi. Daha içinde ne olduğunu bilmedikleri bir siteyi, durdurmaya çalışıyorlardı. Bu panik, hem daha çok kişi tarafından duyulmamızı, hem de gücümüzün biraz daha farkına varmamızı sağladı.

Geziden beri Türkiye’deki İnternet camiası, bu tür yasakları nasıl aşacağını biliyordu. Biz de öğrenmiştik biraz… Web’ten Twitter’a, Facebook’tan Periscope’a her kanalı deneyecektik. Bu, yepyeni bir deneyim olacaktı. Hepimiz için…

27 Ocak Cuma günü Hayko Bağdat’la stüdyomuzdan ilk yayınımızı gerçekleştirdiğimizde, sesimize kulak verenlerin sayısının çok fazla olduğunu gördük.

Engellemeleri zordu, çünkü Özgürdük.

Çünkü halkın haber alma hakkı için gerçeği yazıyor, söylüyor, savunuyorduk.

Henüz 3 günlüğüz.

Eksiklerimizin farkındayız. Tamamlayacağız.

Kadromuz küçük. Büyüyeceğiz.

İçeriğimiz zayıf, güçleneceğiz.

Bunu bir test yayını sayın… Çok, ama çok yakında yeni katılımlarla sıcak habere girecek, Türkiye’deki medya yasaklarını delecek, araştırma dosyaları ve özel haberlerle sessizlere ses vereceğiz.

Bir süre sonra daha da büyüyüp bir televizyona evrilmek amacındayız.

Tutkumuz, umudumuz, cesaretimiz var. Türkiye’yi kuşatan kaygı ve korku bulutunu dağıtmak, “Teslim olmadık, burada, işimizin başındayız” demek istiyoruz.

Bunun için gece gündüz çalışıyoruz.

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

Hepinize sevgiler.

Can Dundar