Home » Featured » Yorum: AK Parti’deki Hava Durumu

Yorum: AK Parti’deki Hava Durumu

Turkey's President Tayyip Erdogan arrives for a welcoming ceremony at the Presidential Palace in AnkaraAK Partililer ne düşünüyor? Nasıl bir ruh halindeler? Gidişatı nasıl görüyorlar? Kendi aralarında bir kavga var mı? Mevcut dağınıklığın nedeni ne? Ne yapmak istiyorlardı, ne oldu? Vardıkları yerden ne kadar memnunlar?

Birkaç haftadır bu soruların yanıtını araştırdım. İlginç ve karmaşık bir manzaraya şahit oldum. AK Partililerin ruh halini yansıtabilmek için, duruma uygun bir hikaye anlatacağım.

Yeni kaptan geminin rotasını değiştirdi

Türkiye’yi derme çatma bir gemiye doldurulmuş mülteciler topluluğu olarak düşünün.

AK Parti öncesi geminin yönetimine geçen iktidarlar bize, ‘Avrupa’da çok güzel bir hayat var’ diyerek istikameti Avrupa olarak belirlemişlerdi. Ama aynen Afrika’dan kaçak yollarla kapağı Avrupa’ya atmaya çalışan mülteciler gibiydik.

Sonra iktidara, yani geminin yönetimine AK Parti geçti. Tüm mürettebat değişti. Ve yola koyuldular. İlk yıllarda onların da hedefi bizi Avrupa’ya götürmekti.

Sonra işler değişti. Geminin yeni kaptanı bize döndü ve ‘Bırakın bu Avrupa’yı, ben sizi daha iyi bir yere götüreceğim. Orada bize benzeyen insanlar var. Orada din kardeşleriniz var. Üstelik orada bizi krallar gibi karşılayacaklar’ diyerek geminin rotasını değiştirdi.

Fakat o gemi Avrupa’ya gitmek üzere tasarlanmıştı. Yakıtını ona göre almıştı. Tüm ayarları buna göre yapılmıştı. Geminin yeni kaptanı Tayyip Erdoğan, bunu hesaba katmadan rotayı değiştirdi.

Mürettebat kaptana çok güveniyordu. Ne yaparsa yapsın ‘Bir bildiği var’ diyorlardı. Çünkü kaptan önlerine çıkan her engeli aşıyor, dev dalgaları başarıyla atlatıyordu.

Mürettebat tek bir gün ‘Nereye gidiyoruz?.. Ne yapıyoruz?..Gittiğimiz yerde bizi nasıl bir hayat bekliyor?.. Rota değişikliğinin ortaya çıkaracağı koordinasyon sorunu?.. Ya yolda kaptanın başına bir iş gelirse biz ne yaparız?..’ diye düşünmedi. Çünkü kaptana haddinden fazla güveniyordu.

Tam okyanusun ortasına gelinmişti ki kaptan kendisini başka lüks bir yata attı. Yanına da daha önceki yol arkadaşlarından olmayan 15-20 kişilik yeni bir ekip aldı.

Gemide kalan mürettebat, önce yola yeni kaptanla güven içinde devam edeceklerini düşündü. Hatta, yata geçen ‘güvenilir ve becerikli’ ilk kaptanın da kendilerine kılavuzluk etmeyi uzaktan sürdüreceğini sandılar. ‘Ne de olsa nereye gideceğimizi bir tek o biliyordu… Planı kuran da oydu…’ diye düşündüler.

Fakat işler öyle gitmedi. Güven duydukları o eski kaptan değişmiş, başka biri olmuştu sanki. Ne eski gemide kalmaktan memnundu, ne de geçtiği yeni yattan. Adeta çıldırmış, kontrolden çıkmış gibi hareket ediyordu.

Yeni kaptan ise bir hayli tecrübesiz ve beceriksizdi. En çok da yeni kaptan Davutoğlu’nun mürettebatın yeni rütbelerini belirlerken inisiyatifi ele alacağı ve gemiyi hedefe sağ salim ulaştıracağına umut bağlamışlardı.

Fakat Kaptan Davutoğlu bunu başaramadı. Üstelik ne rotayı biliyordu, ne de gemi kullanmayı. Mürettebat, bunu fark edince daha da karamsarlaştı. Çünkü kısa vadede bir çıkış göremiyorlardı. Bu durum okyanus ortasında derin bir çaresizlik hissini beraberinde getirdi.

Çünkü mesele sadece yeni kaptanın beceriksizliği değildi. Daha büyük sorunlar da vardı. Bir kere fark ettiler ki ilk kaptan gemiyi çok hovardaca kullanmış, bütün ayarları bozmuş, yakıtı boşa harcamıştı.

Eski kaptan kendi yatına geçince gemiyi ve gemideki eski arkadaşlarını da gözden çıkarmış gibi davranıyordu. Adeta çıldırmış gibi, okyanusun ortasında, eski arkadaşlarının içinde olduğu gemiyi batma tehlikesiyle yüz yüze getirecek manevralar yapıyor, yattan gemiye leblebi çekirdek gibi el bombaları atıyor, tehlikeli şakalar yapıyordu. Ana gemi yara alıyor, yer yer deliniyor ve su alıyordu…

Eski kaptan bizi ölüme terk ediyor

Tablo aynen böyle.

Şimdi büyük bir şaşkınlık hatta korku var. Adeta okyanus ortasında mültecilerin hissettiğine benzer bir ölüm korkusu bu. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Ne tarafa gideceklerini bilmiyorlar. Kime güveneceklerini kestiremiyorlar. ‘Eski kaptan çıldırdı, bizi ölüme terk ediyor’ diye düşünüyorlar. ‘Yeni kaptan çok beceriksiz çıktı, o da umut vermiyor’ diye bakıyorlar.

Çaresizce geminin batacağını ve içindeki yolcularla beraber kendilerinin de okyanusta boğulacağını düşünüyorlar.

Gemi batarsa yatın da batacağını göremiyor

AK Parti’deki hava tam olarak bu.

Bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar… herkes inanılmaz bir umutsuzluğa, karamsarlığa gömülmüş vaziyette. Ne olacağını bilememenin getirdiği endişe ve korku var.

Eski kaptana yalvarıyorlar: ‘Böyle yapma, bizi düşün. Tamam bizi düşünmüyorsan bari gemideki yolcuları, yani milleti düşün’ diyorlar, fakat asla laf anlatamıyorlar.

Bıraktığın bu kaptan bizi batıracak, izin ver de yeni bir kaptan bulalım’ diyorlar fakat ‘büyük kaptan’ buna da izin vermiyor. Hatta yerine bıraktığı kaptanın zayıflığını, beceriksizliğini kendisi için avantaj olarak kullanıyor.

Çünkü atladığı yatta yeni yol arkadaşlarıyla keyfi yerinde. Bunun böyle süreceğini sanıyor. Gemi batarsa, 50 mil bile yol alamadan yatın da batacağını göremiyor.

Peki niye hâlâ orada duruyorlar?

Geminin mürettebatı, yani AK Partili siyasetçiler büyük bir açmazla karşı karşıya: Önümüzde seçim var. Seçimde nasıl bir strateji izleyeceklerine bir türlü karar veremiyorlar.

Seçimi kazanmak için çok çalışsalar, çok koştursalar kendilerini ve ülkeyi ölümün eşiğine getiren, ‘Çıldırmış’ dedikleri kaptanın işine yarayacak.

Hiçbir şey yapmadan otursalar, bu sefer de bu dalgalı denizde bütünüyle boğulma tehlikesi var. Üstelik gemideki mültecilerin en az yarısı ‘Eğer canımızı kurtarırsak, bize bu yaptığınızın bedelini size çok ağır ödeteceğiz’ diye diş biliyor.

Peki niye hâlâ orada duruyorlar?’ diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Bu psikolojideki birinin sağlıklı düşünmesi, doğru karar vermesi mümkün mü?

O gemide biz de varız

Dün yüne Afrika’dan yola çıkan bir mülteci gemisi battı. Yaklaşık 700 kişi öldü. O geminin mürettebatı son anlarda ne hissediyorduysa, sanırım AK Partililer de benzer şeyleri hissediyorlar.

Kaptan köşkünde, birinci mevki kamaralarında AK Partililerin olduğu o gemide biz de varız.

Farkındasınız değil mi?

Levent Gültekin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.