Home » Featured » Yorum: New York’da ‘Siradanlastirilan’ Bir Gun

Yorum: New York’da ‘Siradanlastirilan’ Bir Gun

122369827Ali Ercan

Yil 2014, aylardan Kasim, yer New York’da bir Turk Restorani…

Ben oturmus, acili Adana durumumu en ac halimle yerken, bir yandan da acik oldugu icin izlemesem de sesinin yuksekliginden kaynakli dinlemek zorunda oldugum haberler yayinda. Once Basbakan cikiyor, ‘yeni(!) is guvenligi paketi” ni acikliyor. Odul diyor, verilecek cezalardan, alinmasi gerekilen yeterlilik belgesinden, takilacak ciplerden, emegin somurusune karsi cikmaktan, hayat sigortasindan vs. bahsediyor. Kafami kaldiriyorum bakmak icin, tam o anda alt yazi geciyor “Rize’de tunelde gocuk: İkizdere ilçesinde tünel inşaatı sırasında meydana gelen göçükte mahsur kalan 4 işçiden 3’u kurtarildi, bir tanesi hayatını kaybetti” diyerek.

O an aklima Ermenek geliyor, cocugu madenin icinde mahsur kalan bir anamizin, madenden bosaltilan suyu icerken soyledigi “bu su oglum kokuyor” sozu cinliyor kulaklarimda, Soma geliyor, Torunlar Center’in insaat merkezinde hayatini kaybeden 10 can ve 2014 un ilk sekiz ayinda canlarindan edilen 1270 isci geliyor, her ne kadar kim olduklarini bilmesemde.  ‘Ya sabir‘ diyor, kafami geri egerek ve yemege devam ediyorum.

Tam o sirada bir baska haberi vermeye basliyor haber sunucusu, “Rosetta uzay aracına bağlı Philea modülü 67P Churyumoamvo-Gerasimenko Kuyruklu Yıldızı’na başarılı bir şekilde inmeyi başardı. Dünya’da hayatın oluşumuna dair ipuçları arayacak olan Philae’yi taşıyan uzay aracı Rosetta, söz konusu kuyruklu yıldızın yörüngesine 10 yılda ulaşabildi.” Kafami kaldiriyor ve ekrana bakiyorum.

Bagiran, cagiran, mutluluktan havalara ziplayan, birbirlerine sarilan insanlarin, sagladiklari basarinin onlara verdigi hakli-gurur dolu-hakedilmis mutluluk gozyaslarina sahit oluyorum. Tam “helal olsun, biz ulke olarak nelerle vakit harcayip mutlu bile olamazken ve aksine her gecen gun birbirimize daha da dusman kesilirken, baskalari nasil da mutlu olabiliyor” diyorum ki sesli bir sekilde, yan masada oturan abi basliyor soylenmeye.

Birak be” diyor, “Istedikleri kadar ugrassinlar bulamazlar dunya’nin olusumu hakkinda cok fazla birsey. Acsinlar, Kuran’i okusunlar” diyor. “Biz sizi sinirli yarattik. Siz herseyi bilemezsiniz. ‘Kuran’ oyle soyluyor” diyor, uzeri boya icerisinde olan isci abim.

Cevap vermiyor, Adana durum’u yemeye devam ediyorum.

Tekrar ulkemi dusunuyorum, ailemi, hedeflerimi, yapabileceklerimi ve de yapmak istediklerimi dusunuyorum. Sonra ulkede son yillarda yasanilanlar ve de yasatilanlar geciyor gozumun onunden; yetkili abilerce ve amcalarca yapilan soylem-eylem celiskileri, kusulan nefretler, edilen kufurler, dislamalar, gorevlerinden alinan, yazdiklarindan dolayi her turlu hakarete mahruz kalan, iceri atilan gazeteciler ve de tv programcilari; yok saymalar geliyor aklima, oldurulenler gencler geliyor sonra aklima; takipsizlik karari verilen davalar, zeytin agaclari kesilen Yirca koyunun gozyaslari icerisindeki Muhtari geliyor ve onun “bogazinizdan nasil gececek o zeytinler” cumlesi. Halbuki neler gecmekteydi o insanlarin bogazindan o vakit, nereden bilecekti ki?

Sonra ‘ben en buyugum, benim her dedigim olur ve en iyi ben bilirim‘ egosuyla yasayan Cumhurbaskanini hatirliyorum, ailemin yasadigi yer olan Esenler’i ziyareti sirasinda bizim cocuklara sigara iciyorlar diye soylediklerini dusunuyor, gulumsuyorum huzunlu bir sekilde.

Telefonuma bakayim diyorum, restorandan cikmadan. Gazetenin birinde Ak Saray’in yanlizca elektrik maliyetinin aylik 700 bin liraya denk gelecegi haberini goruyorum. “Halkin sectigi ilk Cumhurbaskani’ydi kendisi, hakediyordu ve ona boyle bir yer yakisirdi” kimilerinin gozunde, asgari ucret’in aylik 891 lira oldugu bir ulkede.

Baska bir gazeteye bakiyorum, her yil duzenlenen ‘Adli Yil Acilis Toreni” nin kaldirildigini ogreniyorum. Gok kusagi geliyor o an aklima, gok kusaginin butun renklerinin yan yanayken ne kadar da guzel gorundukleri, gokkusagini asil guzel yapanin barindirdigi farkli renkler oldugunu bilerek.

Ben restorana girerken acili bir durum yemegi planliyordum, cikarken ise gerceklerin aciliginin yaninda ve hayatin gercekleri karsisinda yiyecegim durum’un esamesinin bile okunmadigini hissediyorum…

Tam bu satirlari yazarken de CHP’li bazi milletvekillerinin, Sezgin Tanrikulu’nun yasanmis ve de inkar edilmesi insanlik disi olan Dersim katliami icin diledigi ozur uzerine kustuklari nefrete sahit oluyorum, “ben ozur mozur dilemem” tarzi aciklamalara, istifa etmesi gerektigini soyleyen kadin’in soylediklerini dinliyorum. Ne kadar da kibilirli ve de sinirliler…

Eve geliyorum, bir turku koyuyorum Ahmet Aslan’dan. Ailem ile gecirebilecegim en az 5 yilimi benden calan gurbetligimi dusunuyorum, Siyaset bilimi master diplomasini alabilmek ugruna yaptigim stajlari, katildigim kongreleri, sundugum tebligleri, bu ulkede yapmak zorunda oldugum isleri ve de yasadiklarimi dusunuyorum. Sonra yine ulkemi dusunuyorum, yapmayi istediklerimi ve de hedeflerimi bir kez daha. Sonra kendime Aristoteles in Milattan Once 4.yy’da verdigi ogutu hatirliyorum…

Sevdiklerinizle siyaset yapmayin, siyaset dostluklari zedeler… Siyasetçiler yollarına devam eder, siz dostlarınızı yitirmekle kalırsınız…

Dusunmuyorum artik o an,

“Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem”

Nesimi’nin yazdigi o guzel sozlerle sesleniyor bana Ahmet Aslan….

Ali Ercan

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.