Home » Featured » Yorum: ‘PKK Silah Bırakmalı’ Diyenlerin Gözden Kaçırdığı Gerçek

Yorum: ‘PKK Silah Bırakmalı’ Diyenlerin Gözden Kaçırdığı Gerçek

pkk_ya_gerilla_goturen_8_kisi_yakalandi_h3826Hayatımın hiçbir döneminde silahla, şiddetle hak aramayı tasvip etmedim. ‘Ama’ diyerek şiddete gerekçe üretmedim.

Bunun birinci nedeni: Haksızlığa şiddetle karşılık vermek demek ‘Ben acı çekiyorum siz de çekin‘ demektir. Bu davranışın, zeka, akıl, adalet barındırmadığını düşünüyorum. Çünkü en kolay tepki gösterme yolu.

İkinci nedeni ise haksızlığı yapanla bedel ödeyenin aynı kişiler olmaması. Yani devletin yaptığı haksızlığa şiddetle karşılık verdiğimizde onun bedelini masum asker, polis, sivil ödüyor. Politikayı üretenler değil.

İşte bundan dolayı PKK’nın silah bırakmasını savunuyorum. Fakat bu bir türlü mümkün olmuyor. Peki neden? Niçin PKK silah bırakmıyor veyahut bırakamıyor?

Çünkü bütün işi PKK’dan bekliyoruz. Halbuki esas iş devlete düşüyor. Kanaatim odur ki, tek taraflı çağrı büyük bir haksızlık barındırıyor. ‘PKK silah bırakmalı’ diyen herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir durum var.

Devletin PKK’ya silah bırak çağrısı aldatmacadan ibaret

Şöyle anlatayım: Hepimiz farklı kişiliklerde insanlarız. Kimimiz haksızca yediğimiz bir tokadı 2 saat sonra unuturuz, kimimiz ise bir ömür boyu unutamayız. Kimimiz için esas olan onurlu, haysiyetli bir hayat sürmektir, kimimiz için ise esas olan her şartta gemiyi yüzdürmek. PKK’ya katılan insanlar yapılan haksızlıklara, baskılara, tahammül edemedikleri için silaha sarıldılar.

Yöntemi yanlış bulabiliriz. Fakat itirazlarımız, bir gerçeği görmemizi de engellememeli.

O da şu: PKK’ya katılan gençlerin silaha sarılmalarına neden olan, devletin yaptığı haksızlıklara tahammülsüz oluşları, kişilikleri, onurları, haysiyetleridir.

Yani ‘Berbat, haysiyetsiz, onursuz, ikinci sınıf  bir hayat süreceğime ölmeyi tercih ederim’ diyen insanlara, ‘Bu değerlerinden vazgeç’diyemeyiz. En fazla şunu diyebiliriz: ‘Tamam bu isyanında haklısın. Yapılan haksızlıklara tahammül edememeni anlıyorum ama şiddet bir çare değil’.

Tüm bunları düşündüğümüzde devletin akıl almaz bir politika yürüttüğünü anlıyoruz.

Gerekli adımları atmadan, politikalarını değiştirmeden, vicdanları yaralayıcı eylemlerinden vazgeçmeden ve dağa çıkan insanların bu özelliklerine dikkat etmeden devletin PKK’ya silah bırak çağrısı aldatmacadan ibaret.

Devlet bugüne kadar uyguladığı politikalarla bu insanlara ‘Ben sana haksızlık yapıyorum. Senin onurunu, haysiyetini incitiyorum ama sen tepki gösterme. Bunu kabul et, otur oturduğun yerde’demektedir.

Müneccim olmaya gerek yok

Esasında hepimizi kandırıyorlar. Sorunu çözmeye çalışıyormuş gibi yapıyorlar. Fakat her seferinde daha da büyütüyorlar. Çünkü sorun çözülsün istemiyorlar. Çözmek istemiyorlar. Çünkü devlet PKK’nın silahından, şiddetinden besleniyor.

Onurun, haysiyetin, vicdanın baskısıyla dağa çıkan insanlara ‘Ben tavrımı politikalarımı değiştirmiyorum ama sen onurundan, kişiliğinden, vicdanından taviz ver’ demek ‘Ben senin silaha devam etmeni istiyorum’ demektir.

‘Ben senin cenazeni panzerin arkasına bağlayıp yerlerde süründürüyorum ama sen yine de bunu dert etme, silah bırak’demek ‘Seni onursuz, haysiyetsiz bir yaşama çağırıyorum, sakın gelme’ demektir.

‘Canlıyken sana saygı duymadım, şimdi de mezarını bombalıyorum ama sen yine de silahı bırak’ demek ‘Ben asla senin silahı bırakmanı istemiyorum’ demektir.

‘Af çıkarıyorum gel teslim ol’ demek ‘Bugüne kadar yaptıklarımda ben haklıyım yanlış yapan sensin’ demektir.

Eşinden, annesinden, kardeşinden vazgeçip dağa çıkmış bir insanın bu tür teklifleri asla kabul etmeyeceğini bilmek için müneccim olmaya gerek yok ki?

Bu isyanı kim göze alabilir?

Siz olsanız kabul eder misiniz? Siz PKK liderlerinin yerinde olsanız 30 yıllık bir mücadele sonunda ‘Silahı göm ortadan kaybol’ diyen bir devlete uyup silahı bırakır mısınız? Bırakınca ne yapacaklar? Nereye gidecekler? Dağda mı çürüyecekler?

‘Yaptığı hatanın bedelini ödesin’ diyorsanız devlette olup da yaptığı hatanın bedelini ödemeyenleri ne yapacağız?

Diğer taraftan diyelim PKK devletin çağrısına uydu ve onurlu, haysiyetli bir çıkış yolu gösterilmeden silahları bıraktı. Oğlunu, kızını feda etmiş taban buna ne diyecek? Hepimiz ölen on binlerce asker, polis ve onların ailelerinin duygularından bahsediyoruz.

Peki PKK’nın başlattığı silahlı mücadeleye katılıp ölen on binlerce genç ve o gençlerin ailelerinin duyguları ne olacak? Görmezden mi geleceğiz?

PKK teslim olduğunda bu çocukların anne babaları ‘Sen bizim çocuklarımızı niçin öldürttün?’ demeyecek mi? Bu isyanı kim göze alabilir? Bu ailelerdeki yenilmişlik, bu gençlerdeki ezilmişlik duygusunun neden olacağı patlamaları nasıl engelleyeceğiz? ‘Ne olmuş canım, yanlış yaptılar bedelini ödediler mi’ diyeceğiz?

Bu insanlar yanlış yaptıklarını düşünmüyorlar ki? Kaldı ki ülkeyi yönetenler yanlışlarının bedelini niçin ödemiyorlar?

İşte tüm bunları görmezden gelen devletin yaptığı tek bir şey var: PKK’ya ‘Silah bırak’ çağrısı yapmak.

Sorunları gidermeden, onurlu bir çıkış yolu göstermeden, bir müzakereyle kimsenin yenilmişlik duygusuna kapılmasına neden olmadan ‘Biz yanlışımıza son verdik siz de yanlışınıza son verin’diyecek aklı göstermeden, PKK’ya ‘silah bırak’ demenin nasıl bir amacı olabilir?

Tekrar ediyorum: Esasında devlet PKK’nın silah bırakmasını istemiyor. Çünkü silah olmasa, Kürtlere yaptığı haksızlığı meşrulaştıramıyor. Çünkü silah olmadığında iktidar paylaşımı konuşulacak. Silah olmadığında HDP artık masada olacak. Yeni anayasa yapılırken eşitlik, özgürlük ekseninde güç paylaşımına gidilecek.

İşte gücü paylaşmamak ve buna toplumun diğer kesimlerini ikna etmek için PKK’nın silahına sarılıyor. Bütün toplumun kaynaşmasının önüne geçmek için PKK’nın silahlarını gerekçe olarak kullanıyor. Çünkü PKK silah bıraktığında doğu ile batı arasındaki iletişimsizlik ortadan kalkacak.

Devlet ‘dert ortaklığından’ rahatsız oldu

AK Parti iktidarında bunu yaşadık.

Silahlar susunca Diyarbakır’ı çatışma döneminden, TV’den tanıyanlar gidip Diyarbakır’da Hasan Paşa hanında kahve içip Hevsel Bahçeleri’ni gördüler. Kitap fuarları, konferanslar gibi çeşitli kültürel etkinlikler başladı.

Batıdan insanlar oralara gidip, oranın insanlarıyla kahve içip sohbet etti. Bir kaynaşma, bir yakınlaşma oluştu. Oradaki insanlarla bir duygu birliği yaşadılar. 2009’da Ajda Pekkan, Diyarbakır’da konser verdi.

O dönemde, barış ve kaynaşma yoluna girilmişti. Binlerce insan, doğudaki ılımlı, güleç, sıcak ortamı hayretle, sevinçle anlatıyordu. Gördükleri şehirler, televizyondakinden çok farklıydı. Gerçek, ekrandakinden çok farklıydı. İyiyi gidiyordu işler. Umutlar çoğalmıştı…

Devlet bu kaynaşmadan ve giderek büyüyen bu ‘dert ortaklığından’rahatsız olduğu için ülkeyi yeniden çatışmacı ortama geri döndürdü.

PKK bu oyunu bozabilir

Tekrar edeyim: Onur, haysiyet, vicdan hiçbirimize haksız ve şiddet içeren bir tepki gösterme hakkı vermez. Tüm bu değerlerimizi daha zekice ve karşı tarafa koz vermeyecek yöntemlerle de koruyup, yaşatabiliriz.

Fakat biz tasvip etmesek de ortada bir sorun var. Amacımız birilerine diz çöktürmek mi, yoksa sorunu çözmek mi? Bunun üzerinde iyi düşünmemiz gerekiyor.

Devletin izlediği politikalara bakılırsa amacı sorunu çözmek değil, diz çöktürmek. Diz çökmeyeceğini bildiği insanları daha da kışkırtarak çatışmanın devam etmesini sağladığı da açık bir gerçek.

Peki ne öneriyorum?

Kürtlerin, PKK’nın bu kirli oyunu görmeleri gerek. Devletin esasında onları şiddetin içine çekmeye çalıştığını fark etmeleri gerek. Tam da hak ettikleri özgürlüğü, eşitliği vermemek için PKK’nın şiddetinden faydalandığını görmeleri gerek.

Devlet, özgürlük ve eşitlik taleplerinde toplumun farklı kesimlerinin Kürtlerin yanında durmasını engellemek için PKK’nın silaha devam etmesine çabalıyor.

Bundan dolayı barış sürecinde şehirleri silah deposu yapmasına göz yumdu. Bunun için Dolmabahçe’de masayı devirdiler ve yeniden çatışmaya yöneldiler. PKK’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı ateşkes çağrısını bunun için görmezden geldiler. PKK’nın elindeki silah, devletin Kürtlere karşı kullandığı bir silaha dönüştü. Bu can alıcı, tahrip edici çarkın fark edilmesi gerek.

PKK bu oyunu bozabilir.

Bazen onurumuzu, haysiyetimizi korumak için geliştirdiğimiz bir tavır karşı tarafın elini güçlendirici ve bize zarar verici hal alabilir.

Bu nedenle PKK’nın hem devletin haksızlıklarına direnip, hem de elindeki silahın kullanılmasını engelleyici bir yönteme geçmesi gerek. Yeni bir yol, yeni bir yöntem, yeni bir dil. Belki de gerçek kazanımlar için devlete rağmen barışçı ama dirayetli ve kararlı yeni bir politika.

Mezarlıklar davası için genç yaşta ölen insanlarla dolu. Onurun, haysiyetin yanında yaşatmayı da öncelik edinen bir politika. Çünkü bir insanın canından daha değerli bir dava yoktur. Ben de devlete değil, PKK’ya hitap ediyorum, gördüğünüz gibi.

Ne acı, değil mi?

download (1)

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.